11

 

Bildungsroman terimi 18. Yüzyılda Almanya’da ortaya çıkmıştır. Goethe ile zirveye ulaşan bu türü, terimsel olarak ortaya çıktığı dönem ve bölge çerçevesinde kalarak incelemek edebiyatın evrenselliği açısından sınırlayıcı olacaktır. Bu nedenle, bu makale, güncel batı edebiyatında eğitim romanı özelliği aramak yerine sekiz yüz yıl kadar geçmişe giderek, Gırnata’da İbn-i Tufeyl tarafından yazılan Hayy Bin Yakzan adlı eseri incelemeyi amaçlamıştır. Makalede, Hayy bin Yakzan’ın Bildungsroman türüyle benzerlikleri, ana karakterin eğitim-olgunlaşma süreci, bu aşamada karşılaştığı zorluklar, doğuştan getirdiği kabiliyetler, karakterin toplumun istediği biçime girerek olgunlaşma sürecinin olumlu bir şekilde sonlanması şeklinde incelenecektir.

Bilden / eğitmek kelimesinden türeyen Bildungsroman türünde yazar bir karakteri merkeze alır ve onu eğitir. Bildungsroman, özünde “bir insanın yaşamı boyunca geçirdiği tinsel gelişim ve/veya oluşum sürecini ele al(ır)” (Ünal 1). Ana karakterin olgunlaşması ile aslında okurun eğitilmesi hedeflenir. Adından da anlaşılacağı üzere, Hayy Bin Yakzan, Hayy karakterinin olgunlaşma ve eğitim sürecine odaklanır. Anlatı, Hayy’ın bebeklik döneminde başlar. Adaya nasıl geldiğine dair iki teori bulunmaktadır. Birincisi, Hayy adada kendi kendine balçıktan meydana gelir. İkincisi ise başka bir adadan bir sandık ile suya bırakılır ve yolu bu ıssız adaya düşer. Bebek iken onu bir ceylan emzirir. Yedi yaşında ilk defa utanma duygusunu yaşar ve avret yerlerini örtmeye karar verir. Annesi gibi gördüğü ama içten içe kendisinden farklı olduğunu bildiği ceylan öldüğünde ise hayata dair sorgulamaları başlar. Bu olaydan duyduğu derin üzüntü onu ölüm, yaşam, beden, ruh ile ilgili arayışlara iter ve aklını kullanarak bu kavramları anlamaya çalışır. Anne ceylanın vücudunda yaptığı çeşitli araştırmalardan sonra ölüm denen olguyu kabul eder. Bunun sonucu olarak, canlıları hareket ettiren bir neden olduğunu düşünür ve ruhu, canı keşfeder. Anlatıda bazı Bildungsroman örneklerinde görüldüğü gibi ana karakterin eğitim rolünü üstlenen bir yan karakter yoktur (Eşitgin). İbn Tufeyl, eğitici karakter rolünü, anlatının devamında da şahit olacağımız üzere, Hayy’ın kendi duygu ve düşünce dünyasına, bireysel deneyimlerine vermiştir.

Hayy, adada çıkan yangın sebebiyle ateşle tanışır ve ondan çeşitli faydalar sağlar. Balığı içine attığında aldığı lezzeti fark ettiğinde artık et türünden gıdaları pişirerek yer. Ateş üzerine uzunca tefekkür ettikten sonra sıcaklıkla can arasında paralellik görür. Bu sırada hayvanları gözlemleyerek organların yapısını ve canla ilişkisini çözmeye çalışır. Yaşı yirmiye geldiğinde hayvansal ruh dahil daha birçok bilgiye sahip olur. Bu gözlem ve deneyimler sonucu Robinson Crusoe’nun atası misali, hayvan derilerinden giyecek, kıllarından halat, boynuzlarından çeşitli silah ve aletler yapar. Ayrıca hayvanları evcilleştirip bu şekilde kolayca avlanmayı da öğrenir. Hayatını maddesel anlamda düzene soktuktan sonra içsel aleminde yolculuk için daha fazla zaman harcamaya başlar. Hayvanlar, bitkiler ve nesneler üzerine yoğun düşünceleri sonunda kesrette vahdet bilgisine erişir ve çoklukta tekliği görür. Her canlıda var olan ruh aslında tek bir ruhun parçalarıdır. Canlılarda uyguladığı düşünce sistemini cansız alem içinde aynı düzleme oturtur ve candan soyutlanan canlı aleminin de cansız alemine benzediğini, böylece tüm nesnelerin bir olduğunu görür. Biçimden geldiğini sandığı etki ve eylemlerin aslında bir dış güç tarafından ortaya konduğunu kabul eder ve buradan da bir Yaratıcıya ulaşır. Bu aşamada, Hayy 28 yaşındadır ve artık zamanını bu Zorunlu Varlığı tanımaya ve anlamaya adar. Hala duyulur dünyada gezinen Hayy, dünyanın üç boyutlu ve sınırlı olduğunu fark eder. Gök cisimlerinin de üç boyutlu olduğunu fark edince Zorunlu Varlığın gökleri de içine alan bağımsız bir özne olduğunu düşünür. Hayy’a göre, alem kadim ya da hadis, yani ezeli ya da sonradan olsun olmasın mutlaka bir Yaratıcıya mecburdur. Bu aşamaya geldikten sonra, Hayy düşünce yolculuğuna tekrar başlar ve cisimlerin her tabakasını Yaratıcının bir tecellisi olarak tekrar inceler ve böylece en bayağı cisme dahi hayran kalır. 35 yaşına varan Hayy, artık Yaratıcıyı akıl ve duyularla değil tefekkürle anlamaya çalışır. Kendisi için çeşitli ahlaki ilkeler oluşturur. Artık daha az yemeli, daha çok düşünmeli ve her nevi canlıya yardımda bulunmalıdır. Oluşturduğu ahlaki düsturu, Peygamberlerle gönderilen ilahi mesajla örtüşür ve bir bakıma şeriatın özüdür. Hayvanları gözlemlediğinde ise -ki hayvanlar bitkilerden daha ileri seviyededir- kendisinin dışında hiçbir varlığın Yaratıcıyı bilebilme şuuruna sahip olmadığını fark eder. Yalnızca gök cisimlerinde bir takım farklılıklar olduğunu görür, onları bulunduğu düzlemden hareketlerinden alıkoyan sebepler yoktur. Onların da kendisi gibi Yaratıcıyı müşahade ettiğini varsayarak gök cisimleri gibi parlak-temiz olmaya çalışır. Hatta onlara öykünerek, çeşitli dairesel hareketlerle ibadet kavramına ulaşır. Kırk dokuz yaşına geldiğinde zatın yok olduğu fena makamına erişir. Hakikatin bilgisini elde ettiği bu noktada adaya Absal adında bir sufi gelir. Absal ilahi mesajı Peygamberler vasıtası ile almış, sembolik dille ifade edilen dinin derin anlamlarına ulaşmak için adaya tefekküre dalmaya gelmiştir. Hayy’a dilini öğretir ve dinini öğretmek istediğinde ise Hayy’ın bunları önceden bildiğini hatta kendisinden daha derin bir ilmi olduğunu keşfeder. Hayy, Peygamber öğretisini doğrular fakat sembolik olarak bırakıldığını ve derine inilmesi gerektiğini düşünerek insanlara ulaştığı hakikat bilgisini anlatmak ister.

Absal’la birlikte diğer adaya giderler ve orada Hayy, Absal’ın arkadaşı Salaman’la tanışır. Salaman dini öğretiyi salt kurallarıyla uygulayan ve bu haliyle yetinen bir dindardır. Önceleri Hayy’a ilgi gösteren halk, gerçekleri tüm çıplaklığıyla işittiklerinde, Hayy’a öfke duyar ve söylediklerinin tersini yapmaya başlarlar. Toplumla yüzleşen Hayy gittiği yolun kendisine ve üstün kavrayışlı bireylere has olduğunu fark eder. Avamın yoldan çıkmaması için dinin salt haline tutunması yeterli ve hatta gereklidir. Halktan oruç, namaz, zekat ve hacc gibi görevlerden fazlasını beklemek doğru değildir. İnsanların ayrı ayrı tabiatta yaratıldığını ve ilahi mesajın sembolik bir dille verilmesinin bu açıdan çok önemli olduğunu anlar. Hayy ve Absal ıssız adaya geri döner ve ölünceye dek ibadet ederler.

Hayy’ın geçirdiği olgunlaşma sürecinin, dönüm noktası sayılabilecek belli başlı dış etkenlerden çok yoğun içsel sorgulamalardan meydana geldiğini göstermek adına öncelikle anlatı özetlenmiştir. İlahi kaynaklar olmadan yalnız felsefe ile de dine ulaşılabileceğini anlatmak isteyen İbn-i Tufeyl, ana karakteri ıssız bir adada toplumdan uzak bir şekilde büyütüp tefekküre daldırır. Bu düşünce, eserin yazıldığı dönemde tartışılan İşraki sufizm yani Farabi ile Gazali’nin birleştirilme çabası olarak görülebilir (Demren 4). Hayy’ın arayışına başlangıç olarak anne bildiği ceylanın ölümünü gösterebilsek de fenaya ulaşana dek onu yönlendiren, sosyal ve çevresel olgulardan çok kendi kendine edindiği deneyim ve gözlemlerdir. Bu yüzden hikayenin özetinde de mana aleminde, içsel alemdeki yolculuğa dikkat çektik. Ancak anlatı sonlara yaklaştığında, okur Absal ve Salaman’la tanışır. Bu karakterler Hayy karakterini güçlendirmek için hikayeye dahil olmuş ve Hayy toplum ile tanışmıştır. Hayy’ın akıl ve gözlem yoluyla ulaştığı hakikat bilgisi Absal ve Salaman karakterleri vasıtası ile toplumsal açıdan doğrulanmıştır. Bu yan karakterler, müslüman toplumundan iki farklı gruba işaret eder. İlki sufileri temsil ederken, ikincisi salt dini yaşayan avam takımına göndermede bulunur. Sonuç olarak hakikatın birden fazla yüzü vardır ve insanlar tabiatına göre bu yüzleri anlamlandırıp hakikat bilgisine ulaşırlar.

Hayy olgunlaşırken karşılaştığı zorluklar ve sıkıntılar ise öncelikle dış alemden gelir. Bildungsroman türünün çıraklık romanı olarak da çevirildiğini düşünürsek Hayy’ın adada geçirdiği ilk yıllar bu açıdan değerlendirilebilir. Kendisini ceylan sanan Hayy, ceylan gibi davranmaya çalışır; ceylan sesleri çıkarır. Daha sonra yetenekleri sayesinde diğer hayvanlar gibi ulumaya ve ötmeye de başlar. Ne var ki, bu becerileri onu soğuktan ve vahşi hayvanlardan korumak için yeterli değildir. Diğer ceylanların bir süre sonra ikişer boynuzu çıkarken onda bu türden bir değişme olmaz. Vücudunu kaplayan tüyleri yoktur, utanmasına rağmen avret mahallini kapatacak kuyruğu da yoktur. Diğer hayvanlar gibi, diş, pençe, kürkü olmadığını anlayınca onlardan farklı olduğunu düşünmeye başlar. Hayvanlara göre güçsüz ve zayıftır. Kendini hayvan saldırılarına karşı koruyamaz, hızlı kaçamaz ve hatta çoğu zaman acemiliğini kanıtlarcasına yaralanır. Kendisiyle ilgili yaşadığı düş kırıklığı ancak ellerini kullanarak çeşitli şeyler yapabildiğini fark edince yerini umuda bırakır. Diğer hayvanlar doğuştan getirdiği fiziksel özelliklerle zorluklarla başa çıkarken, Hayy aklını ve ellerini kullanarak örtü, sopa, bıçak gibi gereksinimleri sonradan edinebilmektedir. Ölmüş bir kartalın derisini yüzerek tüyleriyle kendine soğuktan ve sıcaktan koruyan avret bölgesini örten bir kuyruklu kalkan yapar. Artık hayvanlar ondan çekinir ve korkarlar. Sıcaktan, soğuktan, hayvanlardan korunmak için çeşitli giysiler, aletler ve barınak yaparak adaya ayak uydurduktan sonra ise sıkıntıları ve zorlukları daha çok iç dünyasından gelir. Absal’la karşılaşana dek zorluklarla düşünce dünyasında başa çıkmaya çalışır. Fakat Absal ile tanıştığında, halktan sıyrılmanın vaktinin dolduğunu ve diğer insanlara ulaştığı hakikati anlatması gerektiğine inanır. Bu ıssız adadan diğer şehre gitmesi aslında yolculuğun ikinci boyutu olmuş, mana alemindeki yolculuk tamamlandıktan sonra maddesel alemde hareket başlamıştır.

Eğitim romanlarında işlenen diğer unsur ana karakterin doğuştan getirdiği yetenek ve kabiliyetlerin sonraki dönemlerine nasıl yansıdığıdır (Eşitgin). Bu açıdan bakıldığında anlatıda, Hayy’ın fiziksel ve zihinsel yönlerine sık sık atıfta bulunulmaktadır. Alıntıda da görüldüğü üzere, yazar ilk olarak Hayy’ın cesaretine dikkat çeker. “Şaşkınlığından, nasıl davranması gerektiğini bilmediğinden, biraz da Tann’mn kendisine yaratılıştan verdiği yüreklilikle elini ateşe uzattı. (93)” Yazar tarafından, Hayy karakteri maddi manevi her yeniliğin korkusuzca peşine düşen bir karakter olarak çizilir. Öyle ki Hayy, hayvanları parçalayıp inceleyerek sonunda gövdebilimde (anatomi) önder doktorların seviyesine ulaşır. Hayy’ın bazı özelliklerinin fıtrattan geldiğini görüyoruz. “Hay bütün çabasını kullanarak yaptığı araştırma ve çıkarımlarla bu bilgilere ulaşınca tanrıvergisi (ilm-i zaruri) olarak her yaratılmış için bir yaratıcı bulunması gerektiği bilgisine ulaştı (108)”.  Burada Hayy, Yaratıcıyı arayan kulu temsil eden alegorik bir karakter olarak işlenir. İbn-i Tufeyl, hakkı arayışın her bireyin özünde olduğuna işaret eder. Bazı kısımlarda ise Hayy’ın yeteneklerinden üstü kapalı bir şekilde bahsedilir.

 

“Eğer eksik çizgi sonsuza değin sürmez, bir yerde sona ererse, sonlu demektir. Öyleyse kendisinden parça çıkarılmayan diğer çizgi de bir süre sonra sona erecek, dolayısıyla o da sonlu olacaktır. Bu kanıt gösteriyor ki, kendisinde böylesi çizgiler varsayılabilecek cisimler sonludur, sınırlıdır. Bütün cisimler için böylesi çizgiler varsayılabileceğine göre buradan tüm cisimlerin sonlu olduğu gerçeği ortaya çıkar. Demek ki, sonsuz bir cisim varsaydığımız zaman yanlış bir varsayımda bulunmuş oluruz. Hay bin Yakzan, doğal yetenekleri nedeniyle ortaya koyduğu bu tür kanıtlar yardımıyla göğün sonluluğunu, sınırlılığını kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kavradı. Bunun üzerine göğün ve gök cisimlerinin biçimlerini, sınırlarını araştırmaya başladı (112).”

 

Bu kanıtların açıklanmaya çalışılmasıyla yazar okuru mantık ilmiyle tanıştırır ve Hayy’ın mantıklı düşünme, aklını kullanma yeteneğinin doğuştan geldiğine işaret eder.  Ayrıca gerçeğin peşinden gitmek de onun doğasında mevcuttur.“Nesnelerin gerçekliğini araştırmak doğasının en temel niteliğiydi çünkü Hayy’ın. (150)” Fenaya ermiş olsa dahi, karakteri hasebiyle, Absal’la karşılaştığında onun peşinden gider ve onu tanımaya çalışır. Absal’la kıyaslandığında Hayy’ın her yönüyle ondan daha güçlü olduğunu görüyoruz. “ Tanrı, Hayy’a düşünme gücü yanında üstün bir bedensel güç de bağışlamıştı (151).” Burada yazar her yönden güçlü olan ana karakter ile madde ve mana aleminin paralellik gösterdiğine işaret ediyor olabilir. İbn-i Tufeyl anlatıda, Hayy’ın doğuştan gelen özelliklerine sık sık dikkat çekerek düşünce gücü ile Yaratıcıyı bulmanın kolay olmadığını ve kendi kendine gelişmediğini ortaya koyar.

Yavuz Bayram’a göre, Bildungsroman türünün temel özelliklerinden sayılan toplumla yüzleşme ve toplumun istediği biçime girme durumu Hayy, Absal ile tanıştıktan sonra ortaya çıkar (Bayram 6). Hayy, Absal’ı tanıdıktan sonra kendisinin tek olmadığını ve insan türünün var olduğu adalar, şehirler mevcut olduğunu öğrenir. Absal’la birlikte şehre giderek insanlara hakikat bilgisini anlatmanın heyecanını duyar. Önceleri insanlara ulaştığı gerçeği anlatabileceğini sanmış fakat uzun çabalardan ve hayal kırıklığı yaşatan deneyimlerden sonra hakikat bilgisinin herkesle paylaşılamayacağını ve bu ilmin herkes tarafından idrak edilemeyeceğini anlamıştır.

 

“Hay, aydınlatmaya çalıştığı insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü. İnsanlar, kendileri için bir felaket demek olan dünya mallarım toplamakta bitimsiz bir yarış içine girmişlerdi. Ölünceye kadar süren bu mal biriktirme yarış ve hırsı, onları ölümsüz mutluluğa eriştirecek eylem ve çabalardan gafil bırakmıştı. Öğüt vermenin hiçbir yararı yoktu onlara. Hiçbir güzel söz onları etkileyemezdi. Onlara karşı çıkmak, onlarla savaşmak da işe yaramazdı. Çünkü bu, onların inatlarını artırır, durumlarında daha da direnmelerine neden olurdu. (157)”

 

İnsanların tabiatının gerçek bilgiyi kolayca kavrayamadığını, çeşitli dünyevi eşiklere takıldığını gören Hayy, topluma karşı duyduğu sorumluluk duygusunu gözden geçirir.

 

 

Toplumun ihtiyaçlarını ve beklentilerini benimseyen Hayy, sonunda orta yolu bulur ve halkın da istediği gibi Peygamber öğretisini destekleyip sembolik manaların özünden haber vermeyi bırakır. Var olanı kabul eder, arayışı sona erer ve toplumun istediği kalıba uyar.

Sonuç olarak, Hayy bin Yakzan insanların olmadığı ıssız bir adada doğar ve aklı ile Yaratıcıyı, dini öğretinin usulünü ve hatta ibadet kavramını bulur. Süreci başlatan anne ceylanın ölümü olsa da sürecin devamı fıtri olan yaratıcıyı bulma ilhamı ile gelir. Çevresindeki fiziksel aleme ve iç dünyasındaki karmaşık duygulara odaklanarak hakikat bilgisine erişir. Her şeyin bir olduğunu ve zatının bu birlikte yok olduğunu anladığı vakit ise toplum figürü öncelikle Absal daha sonra birlikte gittikleri şehir ile anlatıya dahil olur. Yalnız başına ilerlediği ve kurallar koyarak bunları nizami uyguladığı hayatı şehirde sürdüremez ve toplumu anlamaya çalıştığında, hakikatin herkes için aynı şeyi ifade etmediğini görür. Doğuştan getirdiği akıl, mantık, cesaret, haya, ve sorgulama özellikleri ile eğitim sürecini tamamlar, toplumla uzlaşır ve Peygamberi öğretinin halk için yeterli olduğunu görerek tefekkür adasına geri döner.

 

 

 

Kaynakça

Bayram, Yavuz. “Bildungsroman Örneği Olarak Hüsn ü Ask”, İlmî Arastırmalar, S:23 (Bahar 2007), İstanbul 2007, s.7-28. turkoloji.cu.edu.tr/…/yavuz_bayram_Bildungsroman_ornegi.pdf İnternet, 10 Aralık 2015.

 

Demren, Suat. “Hayy Bin Yakzan”. 11 Temmuz 2008. Derin Düşünce Ne mutlu “insanım   diyene! http://www.derindusunce.org/2008/07/11/hayy-bin-yakzan/  Web, 11 Aralık 2015.

 

Eşitgin, Dinçer. “Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal”. Sayı 162, Bahar 2004. http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/162/esitgin.htm Web 14 Aralık 2015.

İbn Sina, İbn Tufeyl. Hay Bin Yakzan. YKY. 5. Baskı: İstanbul, Eylül 2004. Yapı Kredi, 1996.

 

Ünal, Çiğdem. “Bildungsroman türüne kavram temelinde bir yaklaşım”. Littera. http://www.littera.hacettepe.edu.tr/TURKCE/17_cilt/cigdem.htm.  Web, 18 Aralık 2015.

 

 

Advertisements