Merhaba sevgili ‘blog’,

 

En son yazımı iki yıl önce yayınlamışım. Bu ne demek biliyor musun? Ya iki yıldır hiç yoğun duygular yaşamamışım ya da hiç kendimle başbaşa kalamamışım. Yalnız kalmak çok tatsız bir ifade, ne var ki başbaşa kalmak insanda olumlu bir izlenim bırakıyor, keşfe çıkarıyor ya da bir şekilde seni üretmeye zorluyor.

Gel gelelim yaşadığım iki yıla bakıyorum da hiç bir şey olmamışsa nur topu gibi bir oğlum olmuş. Annelik güzel, annelik sevimli ama annelik öyle bir nokta ki orada ben bitiyor orada bence tükeniyor. Bu gün iki yıl içinde belki de en zor zamanlarımı yaşadım. Bir buçuk yaşında bir bebek ne yapabilir demeyin. İnanın, yapamayacağı şey yok gibi… Bizimkisi nasıl becerdiyse tüm neşemize, şıp şıplarımıza rağmen bir şekilde sudan korktu ve onun bu halinde biz daha beter korktuk. Çiftlerden biri ağır başlı olur, frene basar. Yok anacım, biz bodoslama iniyoruz aşağı, oğlan kıyamet koparıyor; baba bana bağırıyor, ben ona…

Derken evliliği düşünmeye başladım, nasıl oldu, neden oldu, hatta ne zaman oldu. Wallahi ben bir şey anlamadım. Sevilmek güzel şey, Lacan’ın da dediği üzre insan arzu nesnesi olmayı seviyor; sevildiği için seviyor. Ne var ki, insanın içine şüphe düşmeyegörsün ki bir boğa burcu olarak bu konularda mükemmelim ben. Her saniye radarlarım açık, uzaydan fotoğraflar çekiyor ve evrende kim beni seviyor kim hangi davranışı ile bunu sergiliyor anında kaydediyorum.

Sanırım bu akşam yoruldum, istifa ediyorum müdürüm.

Advertisements