Hayy Bin Yakzan’ın Bildungsroman Örneği Olarak İncelenmesi

11

 

Bildungsroman terimi 18. Yüzyılda Almanya’da ortaya çıkmıştır. Goethe ile zirveye ulaşan bu türü, terimsel olarak ortaya çıktığı dönem ve bölge çerçevesinde kalarak incelemek edebiyatın evrenselliği açısından sınırlayıcı olacaktır. Bu nedenle, bu makale, güncel batı edebiyatında eğitim romanı özelliği aramak yerine sekiz yüz yıl kadar geçmişe giderek, Gırnata’da İbn-i Tufeyl tarafından yazılan Hayy Bin Yakzan adlı eseri incelemeyi amaçlamıştır. Makalede, Hayy bin Yakzan’ın Bildungsroman türüyle benzerlikleri, ana karakterin eğitim-olgunlaşma süreci, bu aşamada karşılaştığı zorluklar, doğuştan getirdiği kabiliyetler, karakterin toplumun istediği biçime girerek olgunlaşma sürecinin olumlu bir şekilde sonlanması şeklinde incelenecektir.

Bilden / eğitmek kelimesinden türeyen Bildungsroman türünde yazar bir karakteri merkeze alır ve onu eğitir. Bildungsroman, özünde “bir insanın yaşamı boyunca geçirdiği tinsel gelişim ve/veya oluşum sürecini ele al(ır)” (Ünal 1). Ana karakterin olgunlaşması ile aslında okurun eğitilmesi hedeflenir. Adından da anlaşılacağı üzere, Hayy Bin Yakzan, Hayy karakterinin olgunlaşma ve eğitim sürecine odaklanır. Anlatı, Hayy’ın bebeklik döneminde başlar. Adaya nasıl geldiğine dair iki teori bulunmaktadır. Birincisi, Hayy adada kendi kendine balçıktan meydana gelir. İkincisi ise başka bir adadan bir sandık ile suya bırakılır ve yolu bu ıssız adaya düşer. Bebek iken onu bir ceylan emzirir. Yedi yaşında ilk defa utanma duygusunu yaşar ve avret yerlerini örtmeye karar verir. Annesi gibi gördüğü ama içten içe kendisinden farklı olduğunu bildiği ceylan öldüğünde ise hayata dair sorgulamaları başlar. Bu olaydan duyduğu derin üzüntü onu ölüm, yaşam, beden, ruh ile ilgili arayışlara iter ve aklını kullanarak bu kavramları anlamaya çalışır. Anne ceylanın vücudunda yaptığı çeşitli araştırmalardan sonra ölüm denen olguyu kabul eder. Bunun sonucu olarak, canlıları hareket ettiren bir neden olduğunu düşünür ve ruhu, canı keşfeder. Anlatıda bazı Bildungsroman örneklerinde görüldüğü gibi ana karakterin eğitim rolünü üstlenen bir yan karakter yoktur (Eşitgin). İbn Tufeyl, eğitici karakter rolünü, anlatının devamında da şahit olacağımız üzere, Hayy’ın kendi duygu ve düşünce dünyasına, bireysel deneyimlerine vermiştir.

Hayy, adada çıkan yangın sebebiyle ateşle tanışır ve ondan çeşitli faydalar sağlar. Balığı içine attığında aldığı lezzeti fark ettiğinde artık et türünden gıdaları pişirerek yer. Ateş üzerine uzunca tefekkür ettikten sonra sıcaklıkla can arasında paralellik görür. Bu sırada hayvanları gözlemleyerek organların yapısını ve canla ilişkisini çözmeye çalışır. Yaşı yirmiye geldiğinde hayvansal ruh dahil daha birçok bilgiye sahip olur. Bu gözlem ve deneyimler sonucu Robinson Crusoe’nun atası misali, hayvan derilerinden giyecek, kıllarından halat, boynuzlarından çeşitli silah ve aletler yapar. Ayrıca hayvanları evcilleştirip bu şekilde kolayca avlanmayı da öğrenir. Hayatını maddesel anlamda düzene soktuktan sonra içsel aleminde yolculuk için daha fazla zaman harcamaya başlar. Hayvanlar, bitkiler ve nesneler üzerine yoğun düşünceleri sonunda kesrette vahdet bilgisine erişir ve çoklukta tekliği görür. Her canlıda var olan ruh aslında tek bir ruhun parçalarıdır. Canlılarda uyguladığı düşünce sistemini cansız alem içinde aynı düzleme oturtur ve candan soyutlanan canlı aleminin de cansız alemine benzediğini, böylece tüm nesnelerin bir olduğunu görür. Biçimden geldiğini sandığı etki ve eylemlerin aslında bir dış güç tarafından ortaya konduğunu kabul eder ve buradan da bir Yaratıcıya ulaşır. Bu aşamada, Hayy 28 yaşındadır ve artık zamanını bu Zorunlu Varlığı tanımaya ve anlamaya adar. Hala duyulur dünyada gezinen Hayy, dünyanın üç boyutlu ve sınırlı olduğunu fark eder. Gök cisimlerinin de üç boyutlu olduğunu fark edince Zorunlu Varlığın gökleri de içine alan bağımsız bir özne olduğunu düşünür. Hayy’a göre, alem kadim ya da hadis, yani ezeli ya da sonradan olsun olmasın mutlaka bir Yaratıcıya mecburdur. Bu aşamaya geldikten sonra, Hayy düşünce yolculuğuna tekrar başlar ve cisimlerin her tabakasını Yaratıcının bir tecellisi olarak tekrar inceler ve böylece en bayağı cisme dahi hayran kalır. 35 yaşına varan Hayy, artık Yaratıcıyı akıl ve duyularla değil tefekkürle anlamaya çalışır. Kendisi için çeşitli ahlaki ilkeler oluşturur. Artık daha az yemeli, daha çok düşünmeli ve her nevi canlıya yardımda bulunmalıdır. Oluşturduğu ahlaki düsturu, Peygamberlerle gönderilen ilahi mesajla örtüşür ve bir bakıma şeriatın özüdür. Hayvanları gözlemlediğinde ise -ki hayvanlar bitkilerden daha ileri seviyededir- kendisinin dışında hiçbir varlığın Yaratıcıyı bilebilme şuuruna sahip olmadığını fark eder. Yalnızca gök cisimlerinde bir takım farklılıklar olduğunu görür, onları bulunduğu düzlemden hareketlerinden alıkoyan sebepler yoktur. Onların da kendisi gibi Yaratıcıyı müşahade ettiğini varsayarak gök cisimleri gibi parlak-temiz olmaya çalışır. Hatta onlara öykünerek, çeşitli dairesel hareketlerle ibadet kavramına ulaşır. Kırk dokuz yaşına geldiğinde zatın yok olduğu fena makamına erişir. Hakikatin bilgisini elde ettiği bu noktada adaya Absal adında bir sufi gelir. Absal ilahi mesajı Peygamberler vasıtası ile almış, sembolik dille ifade edilen dinin derin anlamlarına ulaşmak için adaya tefekküre dalmaya gelmiştir. Hayy’a dilini öğretir ve dinini öğretmek istediğinde ise Hayy’ın bunları önceden bildiğini hatta kendisinden daha derin bir ilmi olduğunu keşfeder. Hayy, Peygamber öğretisini doğrular fakat sembolik olarak bırakıldığını ve derine inilmesi gerektiğini düşünerek insanlara ulaştığı hakikat bilgisini anlatmak ister.

Absal’la birlikte diğer adaya giderler ve orada Hayy, Absal’ın arkadaşı Salaman’la tanışır. Salaman dini öğretiyi salt kurallarıyla uygulayan ve bu haliyle yetinen bir dindardır. Önceleri Hayy’a ilgi gösteren halk, gerçekleri tüm çıplaklığıyla işittiklerinde, Hayy’a öfke duyar ve söylediklerinin tersini yapmaya başlarlar. Toplumla yüzleşen Hayy gittiği yolun kendisine ve üstün kavrayışlı bireylere has olduğunu fark eder. Avamın yoldan çıkmaması için dinin salt haline tutunması yeterli ve hatta gereklidir. Halktan oruç, namaz, zekat ve hacc gibi görevlerden fazlasını beklemek doğru değildir. İnsanların ayrı ayrı tabiatta yaratıldığını ve ilahi mesajın sembolik bir dille verilmesinin bu açıdan çok önemli olduğunu anlar. Hayy ve Absal ıssız adaya geri döner ve ölünceye dek ibadet ederler.

Hayy’ın geçirdiği olgunlaşma sürecinin, dönüm noktası sayılabilecek belli başlı dış etkenlerden çok yoğun içsel sorgulamalardan meydana geldiğini göstermek adına öncelikle anlatı özetlenmiştir. İlahi kaynaklar olmadan yalnız felsefe ile de dine ulaşılabileceğini anlatmak isteyen İbn-i Tufeyl, ana karakteri ıssız bir adada toplumdan uzak bir şekilde büyütüp tefekküre daldırır. Bu düşünce, eserin yazıldığı dönemde tartışılan İşraki sufizm yani Farabi ile Gazali’nin birleştirilme çabası olarak görülebilir (Demren 4). Hayy’ın arayışına başlangıç olarak anne bildiği ceylanın ölümünü gösterebilsek de fenaya ulaşana dek onu yönlendiren, sosyal ve çevresel olgulardan çok kendi kendine edindiği deneyim ve gözlemlerdir. Bu yüzden hikayenin özetinde de mana aleminde, içsel alemdeki yolculuğa dikkat çektik. Ancak anlatı sonlara yaklaştığında, okur Absal ve Salaman’la tanışır. Bu karakterler Hayy karakterini güçlendirmek için hikayeye dahil olmuş ve Hayy toplum ile tanışmıştır. Hayy’ın akıl ve gözlem yoluyla ulaştığı hakikat bilgisi Absal ve Salaman karakterleri vasıtası ile toplumsal açıdan doğrulanmıştır. Bu yan karakterler, müslüman toplumundan iki farklı gruba işaret eder. İlki sufileri temsil ederken, ikincisi salt dini yaşayan avam takımına göndermede bulunur. Sonuç olarak hakikatın birden fazla yüzü vardır ve insanlar tabiatına göre bu yüzleri anlamlandırıp hakikat bilgisine ulaşırlar.

Hayy olgunlaşırken karşılaştığı zorluklar ve sıkıntılar ise öncelikle dış alemden gelir. Bildungsroman türünün çıraklık romanı olarak da çevirildiğini düşünürsek Hayy’ın adada geçirdiği ilk yıllar bu açıdan değerlendirilebilir. Kendisini ceylan sanan Hayy, ceylan gibi davranmaya çalışır; ceylan sesleri çıkarır. Daha sonra yetenekleri sayesinde diğer hayvanlar gibi ulumaya ve ötmeye de başlar. Ne var ki, bu becerileri onu soğuktan ve vahşi hayvanlardan korumak için yeterli değildir. Diğer ceylanların bir süre sonra ikişer boynuzu çıkarken onda bu türden bir değişme olmaz. Vücudunu kaplayan tüyleri yoktur, utanmasına rağmen avret mahallini kapatacak kuyruğu da yoktur. Diğer hayvanlar gibi, diş, pençe, kürkü olmadığını anlayınca onlardan farklı olduğunu düşünmeye başlar. Hayvanlara göre güçsüz ve zayıftır. Kendini hayvan saldırılarına karşı koruyamaz, hızlı kaçamaz ve hatta çoğu zaman acemiliğini kanıtlarcasına yaralanır. Kendisiyle ilgili yaşadığı düş kırıklığı ancak ellerini kullanarak çeşitli şeyler yapabildiğini fark edince yerini umuda bırakır. Diğer hayvanlar doğuştan getirdiği fiziksel özelliklerle zorluklarla başa çıkarken, Hayy aklını ve ellerini kullanarak örtü, sopa, bıçak gibi gereksinimleri sonradan edinebilmektedir. Ölmüş bir kartalın derisini yüzerek tüyleriyle kendine soğuktan ve sıcaktan koruyan avret bölgesini örten bir kuyruklu kalkan yapar. Artık hayvanlar ondan çekinir ve korkarlar. Sıcaktan, soğuktan, hayvanlardan korunmak için çeşitli giysiler, aletler ve barınak yaparak adaya ayak uydurduktan sonra ise sıkıntıları ve zorlukları daha çok iç dünyasından gelir. Absal’la karşılaşana dek zorluklarla düşünce dünyasında başa çıkmaya çalışır. Fakat Absal ile tanıştığında, halktan sıyrılmanın vaktinin dolduğunu ve diğer insanlara ulaştığı hakikati anlatması gerektiğine inanır. Bu ıssız adadan diğer şehre gitmesi aslında yolculuğun ikinci boyutu olmuş, mana alemindeki yolculuk tamamlandıktan sonra maddesel alemde hareket başlamıştır.

Eğitim romanlarında işlenen diğer unsur ana karakterin doğuştan getirdiği yetenek ve kabiliyetlerin sonraki dönemlerine nasıl yansıdığıdır (Eşitgin). Bu açıdan bakıldığında anlatıda, Hayy’ın fiziksel ve zihinsel yönlerine sık sık atıfta bulunulmaktadır. Alıntıda da görüldüğü üzere, yazar ilk olarak Hayy’ın cesaretine dikkat çeker. “Şaşkınlığından, nasıl davranması gerektiğini bilmediğinden, biraz da Tann’mn kendisine yaratılıştan verdiği yüreklilikle elini ateşe uzattı. (93)” Yazar tarafından, Hayy karakteri maddi manevi her yeniliğin korkusuzca peşine düşen bir karakter olarak çizilir. Öyle ki Hayy, hayvanları parçalayıp inceleyerek sonunda gövdebilimde (anatomi) önder doktorların seviyesine ulaşır. Hayy’ın bazı özelliklerinin fıtrattan geldiğini görüyoruz. “Hay bütün çabasını kullanarak yaptığı araştırma ve çıkarımlarla bu bilgilere ulaşınca tanrıvergisi (ilm-i zaruri) olarak her yaratılmış için bir yaratıcı bulunması gerektiği bilgisine ulaştı (108)”.  Burada Hayy, Yaratıcıyı arayan kulu temsil eden alegorik bir karakter olarak işlenir. İbn-i Tufeyl, hakkı arayışın her bireyin özünde olduğuna işaret eder. Bazı kısımlarda ise Hayy’ın yeteneklerinden üstü kapalı bir şekilde bahsedilir.

 

“Eğer eksik çizgi sonsuza değin sürmez, bir yerde sona ererse, sonlu demektir. Öyleyse kendisinden parça çıkarılmayan diğer çizgi de bir süre sonra sona erecek, dolayısıyla o da sonlu olacaktır. Bu kanıt gösteriyor ki, kendisinde böylesi çizgiler varsayılabilecek cisimler sonludur, sınırlıdır. Bütün cisimler için böylesi çizgiler varsayılabileceğine göre buradan tüm cisimlerin sonlu olduğu gerçeği ortaya çıkar. Demek ki, sonsuz bir cisim varsaydığımız zaman yanlış bir varsayımda bulunmuş oluruz. Hay bin Yakzan, doğal yetenekleri nedeniyle ortaya koyduğu bu tür kanıtlar yardımıyla göğün sonluluğunu, sınırlılığını kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kavradı. Bunun üzerine göğün ve gök cisimlerinin biçimlerini, sınırlarını araştırmaya başladı (112).”

 

Bu kanıtların açıklanmaya çalışılmasıyla yazar okuru mantık ilmiyle tanıştırır ve Hayy’ın mantıklı düşünme, aklını kullanma yeteneğinin doğuştan geldiğine işaret eder.  Ayrıca gerçeğin peşinden gitmek de onun doğasında mevcuttur.“Nesnelerin gerçekliğini araştırmak doğasının en temel niteliğiydi çünkü Hayy’ın. (150)” Fenaya ermiş olsa dahi, karakteri hasebiyle, Absal’la karşılaştığında onun peşinden gider ve onu tanımaya çalışır. Absal’la kıyaslandığında Hayy’ın her yönüyle ondan daha güçlü olduğunu görüyoruz. “ Tanrı, Hayy’a düşünme gücü yanında üstün bir bedensel güç de bağışlamıştı (151).” Burada yazar her yönden güçlü olan ana karakter ile madde ve mana aleminin paralellik gösterdiğine işaret ediyor olabilir. İbn-i Tufeyl anlatıda, Hayy’ın doğuştan gelen özelliklerine sık sık dikkat çekerek düşünce gücü ile Yaratıcıyı bulmanın kolay olmadığını ve kendi kendine gelişmediğini ortaya koyar.

Yavuz Bayram’a göre, Bildungsroman türünün temel özelliklerinden sayılan toplumla yüzleşme ve toplumun istediği biçime girme durumu Hayy, Absal ile tanıştıktan sonra ortaya çıkar (Bayram 6). Hayy, Absal’ı tanıdıktan sonra kendisinin tek olmadığını ve insan türünün var olduğu adalar, şehirler mevcut olduğunu öğrenir. Absal’la birlikte şehre giderek insanlara hakikat bilgisini anlatmanın heyecanını duyar. Önceleri insanlara ulaştığı gerçeği anlatabileceğini sanmış fakat uzun çabalardan ve hayal kırıklığı yaşatan deneyimlerden sonra hakikat bilgisinin herkesle paylaşılamayacağını ve bu ilmin herkes tarafından idrak edilemeyeceğini anlamıştır.

 

“Hay, aydınlatmaya çalıştığı insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü. İnsanlar, kendileri için bir felaket demek olan dünya mallarım toplamakta bitimsiz bir yarış içine girmişlerdi. Ölünceye kadar süren bu mal biriktirme yarış ve hırsı, onları ölümsüz mutluluğa eriştirecek eylem ve çabalardan gafil bırakmıştı. Öğüt vermenin hiçbir yararı yoktu onlara. Hiçbir güzel söz onları etkileyemezdi. Onlara karşı çıkmak, onlarla savaşmak da işe yaramazdı. Çünkü bu, onların inatlarını artırır, durumlarında daha da direnmelerine neden olurdu. (157)”

 

İnsanların tabiatının gerçek bilgiyi kolayca kavrayamadığını, çeşitli dünyevi eşiklere takıldığını gören Hayy, topluma karşı duyduğu sorumluluk duygusunu gözden geçirir.

 
Continue reading

Long time no see, uzun zaman oldu görüşmeyeli,

Merhaba sevgili ‘blog’,

 

En son yazımı iki yıl önce yayınlamışım. Bu ne demek biliyor musun? Ya iki yıldır hiç yoğun duygular yaşamamışım ya da hiç kendimle başbaşa kalamamışım. Yalnız kalmak çok tatsız bir ifade, ne var ki başbaşa kalmak insanda olumlu bir izlenim bırakıyor, keşfe çıkarıyor ya da bir şekilde seni üretmeye zorluyor.

Gel gelelim yaşadığım iki yıla bakıyorum da hiç bir şey olmamışsa nur topu gibi bir oğlum olmuş. Annelik güzel, annelik sevimli ama annelik öyle bir nokta ki orada ben bitiyor orada bence tükeniyor. Bu gün iki yıl içinde belki de en zor zamanlarımı yaşadım. Bir buçuk yaşında bir bebek ne yapabilir demeyin. İnanın, yapamayacağı şey yok gibi… Bizimkisi nasıl becerdiyse tüm neşemize, şıp şıplarımıza rağmen bir şekilde sudan korktu ve onun bu halinde biz daha beter korktuk. Çiftlerden biri ağır başlı olur, frene basar. Yok anacım, biz bodoslama iniyoruz aşağı, oğlan kıyamet koparıyor; baba bana bağırıyor, ben ona…

Derken evliliği düşünmeye başladım, nasıl oldu, neden oldu, hatta ne zaman oldu. Wallahi ben bir şey anlamadım. Sevilmek güzel şey, Lacan’ın da dediği üzre insan arzu nesnesi olmayı seviyor; sevildiği için seviyor. Ne var ki, insanın içine şüphe düşmeyegörsün ki bir boğa burcu olarak bu konularda mükemmelim ben. Her saniye radarlarım açık, uzaydan fotoğraflar çekiyor ve evrende kim beni seviyor kim hangi davranışı ile bunu sergiliyor anında kaydediyorum.

Sanırım bu akşam yoruldum, istifa ediyorum müdürüm.

Kalifornia

Tags

, , ,

Image

As a watcher, we generally face good men trying to solve some problems. These are sometimes crimes like murder. Sometimes that shifts from the good vision to the bad one. And now, we try to understand a murderer and feel the tense atmosphere of the plot.

In this movie, the story is quite different. There is a university student writing a book about serial killers. He goes to the actual places with his girl and takes pictures etc. They do not have enough money, therefore they need someone to go California with who is going to share the expences. In this point, something fun happens. A serial killer accepts this offer and starts travelling with them and keeps killing when they drop by any place like hotels, restaurants, petrol offices bla bla.

What differs in that film is the killer does not have a gorgeous moving story which pushes him to that kindda sin. He is just a poor guy, he kills when he needs money and so. While these two couples start sharing time together, the good girl gets suspicious of the expense sharer. We reckon that the story would go without any change like two different lifestyles going hand in hand. However, the girl’s suspicion turns into real and the killer does his job before them and also in that way he ,in a way, helps the good guy to write his book better. He is the killer, he is there and he waits for his questions…And even he starts teaching something. Would it worth?

When everything unveils, the killer notices the upcoming danger and now is the time to kill even his girl friend. He takes the good girl whom he has some feelings from the beginning. Don’t worry, good guy wins in the and yet the process should better be watched rather than having read.

Image

On Writing Strong Female Characters (Make Them Human)

Like the comment about Katness

Corsets, Cutlasses, & Candlesticks

harkavagrant Couldn’t resist. Copyright Kate Beaton at Hark! A Vagrant.

I have a lot of thoughts about how to write strong female characters, but first I wanted to address the idea of “strong.” For female characters, strength tends to be equated with physical prowess. Think of “strong female characters”, and most people will immediately list the Buffys and the Xenas, because they are warrior women with superior fighting skills. But in creating strong female characters, it’s also important to look beyond the physical. The Sansa Starks of fiction are not any less strong than the Arya Starks just because they can’t pick up a sword and slay their enemies. There are the Felicity Smoaks of the world who find strength in their intelligence, and the Cersei Lannisters who use manipulation and cunning to drive their enemies to their knees.

To quote Neil Gaiman on this subject:

The glory of Buffy is…

View original post 502 more words

Call for Subjects

Nice vision,

artbysaba

I was included in a list of beautiful photographs of American Muslim women: here
If you scroll down to the comments section, there is a pretty clear and legitimate concern with this list – the women who have been left out.

I spent 16 years in predominately white private schools that were dripping with privilege.  But as one of few Muslim females in these environments, I very deeply felt the consistent ache and insecurity of being an “other,” of my lack of privilege.
A few years ago while I was at North Carolina Central University studying Art Education, I took a course called “Diversity and Pedagogy.”  We took a “calculate your privilege” quiz, and I remember feeling really angry.  Because as I was taking the quiz, as I was learning about the results, I felt that it took away something that had defined me, and suddenly, I was one of…

View original post 480 more words

Yerçekimi- Gravity

Tags

, ,

Image

           Yerçekimi filminde bizleri arızalanmış bir uyduyu uzay boşluğunda tamir etmeye çalışan bir mühendis ve onu kontrol eden bir yardımcı karşılıyor. Ruslar kendi uydularını belirsiz bir nedenden dolayı imha ediyor. Bunun sonucunda karakterlerimize doğru gelen moloz yığını filmi bir çeşit aksiyona sürüklüyor. Bu noktada karakterlerimiz arasında geçen diyaloglar oldukça etkileyici. Ryan adındaki mühendisimizin hayatının pek de renkli olmadığını görüyoruz. Kowalski adındaki yardımcısının soruları ile Ryan’ın iç dünyasına yolculuğu dünyaya geri dönüş yolculuğundan önce başlıyor. Ryan küçük kızını kaybetmiş ve bu yokluk algısını aşamamıştır. Hayatı anlamsız ve günleri monoton gözükmektedir, diğer yandan iç dünyasında neler olduğunu bilmediğimiz Kowalski’nin tek amacı neşeli hareketleri ile Ryan’ın duvarlarını yıkmak belki onu iyileştirmektir. İkili arasındaki diyaloglar yardımcı uzay boşluğunda kaybolana kadar devam ediyor. Kowalski kendini feda ettikten sonra ise film Ryan ve onun monologlarından oluşuyor. Geri dönüş aracına ulaşmasına rağmen aracın yakıtı bittiği için intihar etmeye kalkan Ryan’a, öldüğü işaret edilen Kowalski gerçekmişçesine yol göstermeye devam ediyor. Bilim kurgu filmine yerleştirilmiş bu fizikötesi sahne, filmi oldukça renklendiriyor bana göre. Belki tam bu sırada inanç tohumları atılıyor mühendisimizin kalbine. Öyle ki Kowalski’nin artık kızının yanında olduğunu kabul ediyor ve kızına söylemek istediği her şeyi Kowalski yardımı ile iletiyor. Yatağın altında bulduğu kaybolmuş kırmızı pabuçlarına kadar…

               Burada aydınlanma yaşayan mühendisimizi daha birçok zor sınav bekliyor fakat Kowalski’nin vesile olduğu hayata tutunma duygusu artık önüne geçilemeyecek bir hal almıştır. Bir şekilde her yolu deniyor ve sonunda tek parça halinde Çin’e iniyor. Bu süreçte Ryan’ın iç dünyasında kopan fırtınalara işaret edecek en güzel sahne; dünyaya adım atar atmaz mühendisimizin toprağı öpmesidir diye düşünüyorum.

Kısaca, yolculuk maddi de olur manevi de fakat bir filmde ikisini bir arada bulmak izleyiciye gerçekten çok keyif veriyor. Uzayda başlayan eve dönüş hikayesi aslında Ryan’ın içsel yolculuğuna eşlik ediyor ve yeryüzünde hiçbir tat alamadığı monoton hayatı yaşadığı olaylar sonucunda artık onu hareketlendirecek bir anlam kazanmıştır.

 

 

Unconditional – Koşulsuz

MV5BMjcyNjY1NzYzOV5BMl5BanBnXkFtZTcwMzQyOTUzOA@@._V1_SY317_CR0,0,214,317_ (1)Uzun zamandır, kulağınıza hayata dair küçük sırlar fısıldayan bir ‘aile filmi’ izlemediniz mi? O zaman çaylar demlensin ve mısırlar patlatılsın!

Koşulsuz iç içe geçmiş birçok konuyu teğet geçerek aslında ‘inancı’ hedefliyor. Bu konular işlenirken duyduğumuz sesler birbirinden çok farklı. Eşi siyahî mahallesinde öldürülmüş beyaz bir kadın, Sam, babasız büyüyen diyaliz hastası genç bir adam, başına gelenler yüzünden konuşamayan küçük bir kız ve onun ailesi.

Film aksiyon âşıklarına sıkıcı gelebilir fakat detaylara dikkat eden bir izleyici iseniz bu filmde aydınlanma yaşayacağınız pek çok sahneyle karşılaşacaksınız.

Ölüm, ana tema gibi görünerek bizi avucunun içine alıyor filmde. Eşi öldüğü için hayata küsmüş bir kadın bu olayın vuku bulduğu alanda intihara kalkışıyor ve ani bir fren sesiyle kendine geliyor. Küçük bir kıza araba çarptığını fark ediyor ve onu hastaneye götürüyor. Bu kız çocuğu, annesi gözlerinin önünde öldürüldüğü için konuşamıyor. İntihar etmek için gittiği yerde hayat kurtaran bayan, kaybolduğu hayatın içinde sanki bir çıkış yolu buluyor. Kader oyununu oynuyor ve kazazedenin yanına gelen kişi Sam’in çocukluk arkadaşı çıkıyor.

Burada hikâye yön değiştirip Sam’in arkadaşına ve onun hayatla nasıl başa çıktığına ışık tutuyor. Diyaliz hastası bu genç adam, hapishanede geçirdiği zaman içinde Allah’a inanmayı ve hayata kucak açmayı öğreniyor. Bu adam vesilesiyle Sam’in çocukluğuna gidiyoruz. Hikâyeleriyle hayatı güzelleştirebileceğine inanan, ön yargısız ve güleç yüzlü bir çocuktan sarsıcı bir şekilde şimdinin Sam’ine geçiyoruz. Sam, çocukken nasıl kıvırcık saçlı siyahî arkadaşına kucak açtıysa, bu adam ve onun anasız, babasız veya bir şekilde bakıma muhtaç zenci çocuklardan oluşan fahri ailesi de Sam’e aynı şekilde kucak açıyor.Yavaş yavaş Sam gülmeye, küçük kız konuşmaya ve diğer karakterlerde olumlu değişimler baş göstermeye başlıyor.

Fazla detaya girip filmi yeniden yazmak istemiyorum. Özetle, dünyada hala güzelliklerin var olduğuna inanmak, yaşamın ötesinde bize anlam-amaç yükleyen bir yaratıcı düşüncesi ve bu gibi birçok temel duygu, düşünce sizi çevreleyecek, yüzleşmeye hazır mısınız?

Cengiz Han ve Kasap Cengiz

Tags

,

 Image

Cengiz Han filmi Moğol yaşantısını oldukça duru bir biçimde anlatıyor. Tarihten kütüphaneleri yakan, ilim yuvalarını dağıtanlar olarak bildiğimiz Moğolları burada, yaşamak için mücadele eden bir millet olarak izliyoruz. Cengiz Han neredeyse hiçbir sahnede bizleri şaşırtmıyor, mistik birkaç olay dışında savaşıyor, yeniliyor, yaralanıyor. Kurtulduğu sahnelerde yardım hep ötekilerden geliyor. Kâhin dedemiz ve vefalı eşi buna en güzel örnek.

9 yaşındaki çocuğun –Cengiz Han eş seçimi ile başlıyor hikâye. Burada ilginç olan 9 yaşında bir çocuğa böyle bir sorumluluk yüklenmesinden öte, seçim için sıralanan küçük hanımlardan bir tanesinin  “Aklın varsa beni seçersin” ifadesi. Tam da bu noktada Cengiz Han’ın kendi başına karar vermediği ve her doğru kararının arkasında 9 yaşında tanıştığı bu bayanın olduğunu görüyoruz. Moğol efsaneleri anlatılırken bayanlara yer verildiğini pek işitmedim fakat bu filmde bu milleti yücelten her hareketin kadınlardan, kızlardan ve annelerden geldiğini görüyoruz. Cengiz’ler için karar vermek çok zor ve önemli olmalı…

 

Assala tu wassalamu… Bu gün Cuma da değil, kim vefat etti acaba?

…. Mahallesinden Kasap Cengiz hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi bugün öğle namazına mütakiben …. mezarlığına defin olunacaktır.

Telefon çalar:

–İşten biraz geç çıkacağım, olay var.

–Yine ne olmuş, gene mi bir çocuk intiharı?

–Henüz bilmiyorum. Akşam görüşürüz.

–Peki, kendine dikkat et.

Bir kurban bayramı 2. günü sabahı:

–Hayırdır Abi, kurban bayramı dündü, sen bugün kuzuyu asmışsın?

–Malum, meslek kasaplık olunca ilk gün başkalarının hayvanlarıyla uğraşıyoruz.

–Mehmet, bak abi nasıl güzel soyuyor derisini.

–E onun işi o canım benim.

–Abi bir şey sorabilir miyim?

–Buyur yenge.

–Biz hayvanlar temiz olsun diye kesimhaneye götürdük ve hala kıl ayıklıyoruz. Daha da bir hafta sürer. Sen böyle temiz iş yapıyorsun ya, seneye de bizim kurbanı kessen, olur mu?

–Olur abla, zaten komşuyuz burda bile hallederiz evelallah.

Telefon çalar:

–Anne, ben de kurban kestirdim. Benimkini yurda verdik Allah’tan ama Mehmet’inki evde kıl yumağı gibi.

–Cıvık hamur yap kızım.

–Yaptım anne, hiç işe yaramadı. Saatlerce temizledik tek tek, daha bitmedi. Ama seneye böyle olmayacak insh. Burda bir komşu var, kendisi kasap zaten. Çok temiz iş yapıyor, gördüm. Ondan söz aldım seneye insh.

–Kıl işi zor olur bizim de bir sene öyle olmuştu. Allah kolaylık versin.

–Amin.

Kapı çalar:

–Hoş geldin, neymiş olay öğrenebildin mi?

— sessizlik

–Sala duyunca çok korktum. Geçen hafta intihar eden çocuk gene etti de öldü sandım. Ama kasap Cengiz dedi, yaşlı herhalde. Allah rahmet eylesin. İnna lillahi wa inna ilayhi raciun.

–sessizlik

–Mehmet, niye bir şey söylemiyorsun.

–Aylar önce kurban kesen kasap vardı ya. O intihar etmiş.

–O adamın ne güzel sakalları vardı. Çok temiz yüzlüydü. Bize kurban sözü vardı.

–Allah rahmet eylesin.

Okul zili duyulur:

–Adam inançlıydı ya.

–Hocam, sebebini biliyor musunuz?

–Memurluk gibi bir iş teklifi gelmiş. Uzun süre düşünmüş ama karar verememiş kasaplık ve memurluk arasında.

–Ah, sabahları 3 oğlunun en küçüğüyle merhabalaştığım çilekeş ablam, eşin karar verirken sen neredeydin?

Rabbim kimseye çekemeyeceği dert vermesin, ölümle sınamasın. Rabbim yardımcınız olsun.

 Image

 

 

 

 

 

 

 

Let’s be still

Beautiful way to come over the gones

candidkay

I was probably all of six years old, crying, as my mother packed her suitcase. She was going to her uncle’s funeral and leaving me home for a few days. I cried and begged to go, not so much because the funeral interested me but because I wanted my mother. I wanted permanence. Her presence, like a rock, always there.

I held on to a soooooo-over relationship in my twenties, one that didn’t really even make me happy anymore. Not so much because I couldn’t live without this man (obviously I could, I’m still kicking) but because I had engraved in my mind that he was IT. And I wanted the permanence of his presence, of that surety.

I watch friends hold on to marriages because of this same longing for something that lasts. Doesn’t matter if he drinks, does drugs, loses the family savings, kills her with his sarcasm…

View original post 377 more words

Toss It, I Say

There are people writin like ne around yay;)

Lisa Stowe - The Story River Blog

Many years ago while driving down the freeway, my son pulled his sock off, opened the window, and held it out. In his mind, the wind would fill the sock like a balloon (which he’d lost out the window earlier) and slow the car. Instead, there’s a little white sock out there on the shoulder of a road, slowly decomposing.

I remembered that today, thinking about my writing process. So picture me speeding down the highway, ripping the following pages out of a rule book and sending them flying.

Writers must outline. Rip, gone.
Characters must be developed before you start the story (or writers must use character dossiers). Rip, really gone.
Keep your theme/premise in mind as you write. Also gone.
Know the motivations of your characters. That one went very fast.
Write every day. Rip, with laughter.
Write a thousand words a day. Rip, with hysterical laughter.

Why…

View original post 340 more words